Gündem

Dikkat, şehirde çocuk var!

Fotoğraflar: GÜLBİN ERİŞ

‘ÖZGÜR BİR ÇOCUK KAVRAMI GELDİ’

– Çocukluğuna “yeni” katan, hayal gücü kablolu/kablosuz ile şekillenen günümüz çocukları kalıpları kırmaya nasıl devam ediyor?

Çocukluk, dünyanın daha bütün olduğu bir dönemdir. Bu fikir henüz paramparça değil, bu aşk saf. Mutlu ve kaygısız uyanma zamanı.

Mutlu bir çocukluk geçirenlerin bir referans noktası vardır. Bu da yetişkinlikte, yani dikkatsizliğin yerini kaygının aldığı, sevgi yerine çatışmaların, başarı ya da başarısızlık gibi hedeflerin yerini aldığı dönemlerde adreslerini kaybetmemeleri anlamına gelir.

Bu yüzden çocukluğumuzu her zaman hatırlamalıyız. Nerede olduğumuzu bilmek, dünyaya dair umutlarımızı kaybetmemek.

– Soru açık: Sizce ne büyüyor?

Büyümek, genellikle sınırlı deneyime sahip olduğunuz anlamına gelir. Sanki bir işe, bir mesleğe, bir güce sahip olmak ve hayatın tecrübesizliğinin getirdiği bazı sorunlardan vazgeçmek için büyümek diyoruz.

Genellikle tek yönlü bir gelişme. Cevapsız sorular artık sorulmuyor. Yatay ilişkiler yerine dikey ilişkiler içinde olma zorunluluğu, daha acımasız olduğumuzu meşrulaştırıyor.

Bir şeyin değiştirilemeyeceğine ve değiştirilemeyeceğine inanmak, neredeyse kötü olmakla eş anlamlıdır. Çoğu yetişkin olumsuz suçlamalarla yargılanıyor. Hayatta aradığını bulamayan ve sosyal hayallerine ulaşamayan insanlar. Durumlarını eleştirmekten ziyade çocukluklarının saf ve saf duygularını eleştirme eğiliminde olmaları çok olasıdır.

Çocukluğunu ve hatta gençlik hayallerini aptallıkla ilişkilendirmeye o kadar hazır ki. Bu nedenle dünyayı kötü yoldan kurtarmak için çocukluk ve ergenlik hayallerini yeniden canlandırmaya ihtiyaç vardır.

Bilgisayarın yaş algısının ve enerjisinin bozulması, akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayar oyunları, saatlerce süren oyunlar tarafından değiştirilen ve/veya yok edilen fiziksel oyunlar… Uzun bir kuşatmaydı, olumsuz etkileri oldu/oldu/olacak! Yetersiz görünen salgın, çocuklara ve anne babalara neredeyse hiç seçenek bırakmadı…

Çizgi Film 2 – Yaşasın Çocuklar! Bu bağlamlara karşı tavrınızla?

Çocukluk modern bir kavramdır. Çocuk odaları, çocuk kıyafetleri, çocuk eğitimi, çocuk edebiyatı modern hayatın vazgeçilmezleridir.

Orta Çağ’da çocuk, babasını öğrenen ve ebeveynlerininkine benzer giysiler giyen bir yetişkinin küçük bir formuydu. Modern yaşamla birlikte çocuğa bakışı tamamen değişti. Özerk çocuk kavramı ortaya çıktı.

Bu aranın en güzel örneklerinden biri modernist mimar Frank Llyod Wright’ın anaokulundaki babası Froebel’den yola çıkarak evinde çocukları için ayrı bir oyun odası ve zihinsel aktivitelerini artıracak oyuncaklar tasarlamasıdır.

Ne yazık ki postmodern dönemde çocuğa bakış açısının değiştiğini görüyoruz. Çocuk özerkliğini kaybetmeyebilir, ancak tamamen bir tüketiciye dönüşür.

Eğitimde deneyler neredeyse yok oluyor. Artık her türlü bilgiyi sorgulayarak almak yerine sorgulamadan elde etmenin mümkün olması gurur verici. Akıl yürütme yoluyla elde edilen bilgiler “bilgi” ile değiştirilir.

En son teknolojiyi kullanabilen gelecek vaat eden yeni nesiller, “Y” nesli ve “Z” nesli gibi harflerle işaretlenmiştir.

Artık çocuk, evde oturmak yerine iletişim kurmaya istekli, dersten derse giden, rekabetçi, doğayla ilişkisi kopmuş, muhakeme yeteneğini kaybetmiş bir iktidar sahibidir.

Elbette bu yanılsamadan hiç memnun olmayan ve çocuğuna bu zırhın giydirilmeye çalışıldığının farkında olan anne babaların sayısı özgürlük değildir.

Çocukların “çocuk” olmaları için savaşırlar. Ancak doğaya yakın, eşit ve ortak bir dünyada çocuklarının özgürleşebileceğini biliyorlar.

Çocuklar doğadan kısa bir mesafe aldıklarında, cennet olarak sunulan sanal dünyadan uzaklaşma arzusuyla yüklenirler.

“Yaşasın çocuklar!” bu bakışın sonucu… Kitaptaki çocuklar, “Duydunuz mu, insansız adam yaptılar” ya da “Don Kişot’suz nasıl bir yel değirmeni?” derler. Sözlerinde bu arayışın izleri vardır.

– Kitabınızda çocuğun bireyselleşmesi, özgüveni ve yaratıcılığı, gelişimi ve teşviki ile ilgili başka ne gibi sonuçlar öne çıkıyor?

Çocuğun bireyselleşmesi için sosyalleşmesi gerekir. Aksi halde bencil, içine kapanık, yaratıcı olmayan, sosyal zekası gelişmemiş, bağımlılığa açık bir insan çocuğu ortaya çıkar.

Bana göre yaratıcılık kavramı son yıllarda içi boşaltılan kavramlardan biridir. Kurs alarak kazanılan bir fazilet olarak görülür. Kuşkusuz, çocuğun yaratıcılığının gelişimi için akıl yürütmesi geliştirilmelidir.

Ancak, rekabetçi eğitim veya öğretim yoluyla böyle bir yeterliliği elde etmek neredeyse imkansızdır. Resmi ve özel eğitim ise tamamen ahlakçılık tezi ve sayısal ilerlemenin tersi ile şekillenmektedir. İşte yaratıcılığı dışlayan harika bir sentez!

‘ÇOCUKLAR BÜYÜK ZIPLAR!’

-Denizde yüzemezler, güvenle yürüyemezler, okula gidemezler, parklarda oynayamazlar, bire bir keşif özlemi çekerler…

Özellikle devam eden salgın ortamında, çocuğun çocuklukta eksik olduğu şeyler hakkında neler söylersiniz? Çocukların ilgi, sevgi ve çevre ve doğa bilincine ek olarak bu tema çizgi filmlerinizde de yer almaktadır.

Çizgi filmlerde kuşkusuz en temel malzeme toplumsal değişimdir. Mizah eleştiriyi mümkün kılar.

Ancak günümüzde para kazanan herhangi bir profesyonel iş, eleştirilere karşı çok acımasızdır. Bir film eleştirmeni, filmin ticari şansını baltaladığı için dava edildi. Hayal edebilirsiniz?

Eleştiriyi “görmezden gelmek” olarak görmek, postmodern çağın bir özelliğidir. Düşünmek yok. Bu çağda partiler var.

Dikkat ederseniz, plastik sanatta neredeyse hiç eleştiri yok. Birçoğu profesyonel destekçi oldu.

Ancak modern dünya her türlü düşünce, yaklaşım ya da sanat eserini eleştiri süzgecinden geçirerek içselleştirir.

Bu nedenle, çocuklar soru sorma yeteneklerini kaybetmedikleri için “yüksek umutlarını” hala koruyorlar. Naifliklerini kaybetmediler çünkü neyse ki “sahte” eğitimini tamamlamadılar.

Bilmedikleri konuları biliyormuş gibi yapmak yerine artık sorulmayan soruları sormanın peşindedirler. Gerçekten cevaplar arıyorlar. Yetişkinler, ne kadar yatırım yapılırsa yapılsın gerçekten meraklıdır.

Salgın süreci, bu süreçten önce yaşadıkları eve kapatılan ve idama mahkum edilen çocukların durumunun saçmalığını ortaya çıkardı.

Çünkü çocuklar bir salgında yaşanabilecek bir durumu sanki salgın olmadan doğal bir süreçmiş gibi yaşadılar.

Dışarı çıkamazlardı, evlerinin önünde oynayamazlardı, okula yürüyerek gidemezlerdi. Sadece araba ile doğaya taşınabilirler.

“Çocuklar için güvenli” olarak tasarlanmış bir şehir planında yaşamaya mahkum edildiler.

Elbette satırlarımda ana başlıklar bunlar. “Yeni bir dünya” talebinin ilk tohumlarının mizahta atıldığına inanıyorum.

– Ebeveynlerin ikilemi de önemlidir elbette. Kolektif oyun değişikliğinden payını alan velilere hatlarınızda nasıl hitap ediyorsunuz?

Aslında, daha yakından incelendiğinde ebeveynlerin ve çocukların gereksinimleri birbirine çok benzer. Çocukları gibi özgür olmak istiyorlar.

Çocuklarının yarış atları olarak yarışmasını istemezler ve iş yerinde üzerlerindeki rekabet baskısından rahatsızlık duyarlar.

Nasıl çocuklar şehirde olmak istiyorsa, yetişkinler de kolayca kullanabilecekleri kentsel mekanlar isterler. Şehirdeki yeşil alanları ve yürüyüş alanlarını artırmak istiyorlar.

Yaşadıkları şehirlerin denize kıyısı varsa o denizin ışıl ışıl olmasını isterler. Yaşadıkları şehirde yüzmeye gidebilmek istiyorlar.

‘MİZAH ÇOK FAZLA!’

– Sosyal medyada hem kaçınılmazlığa hem de zarara işaret eden çizimleriniz kitabınızda da önemli bir yer buluyor.

Kitabınızda bir çocuk bir arkadaşına soruyor: “Sizce bilgi çağında mıyız? İletişim çağında mı?

Arkadaşı cevap verir: “Bilgi üretmeden iletişim kurmaya zamanın kalmadığı bir zamandayız.”

Başka bir çizgi filmde çocuk arkadaşına şöyle diyor: “Dijital iletişim çağında çocuklarız.” Arkadaşının yanıtı çarpıcı: “Bence eşitsizlik, aşırı üretim, küresel ısınma, kimlik, adaletsizlik ve naylon poşet çağının çocuklarıyız.”

Hayalleri, kaygıları, hırsları, isyanları ve istismarlarıyla kurulan ve yaşatılan bir çocukluk devam ediyor/devam edecek gibi görünüyor..

İçinde yaşadığımız çağları teknolojik icatlarla etiketlemek insana yapılan en büyük haksızlıktır.

İnsan sadece teknoloji üretebilen bir yaratık değildir. İnsanlar sevgi, saygı, mutluluk, sosyal ilişkiler, adalet ve hatta demokratik ve eşit toplumlar üretme yeteneğine sahiptir.

İnsanlığın ilerlemesi, yukarıda sayılan niteliklerin gelişmesiyle mümkündür. Aksi takdirde, daha hızlı arabalar, 4G’den 5G’ye, 5G’den 15G’ye gerçekten bir gelişme değil. Araba teknolojisinin veya iletişim teknolojisinin gelişimi beklediğim şey.

“İnsanlığın gelişimi” ise tamamen farklı bir süreçtir. Kısacası teknolojik gelişme, insanlığın gelişimi ile paralel değildir. Hatta tam tersi.

En büyük teknolojik atılımlar, insanlığın en kötü durumda olduğu savaş zamanlarında yapılır. Mizahın bu mevcut ideolojik tarih anlayışını tersine çevirmek için yapacak çok işi olduğunu düşünüyorum.

– Çocukların gerçeği anlama çabaları hakkında ne söylersiniz?

Çocuklar gerçekleri bilmezler ama anlamaya çalışırlar. Ne yazık ki meraklarını gidermek için yapabilecekleri tek şey yetişkinlere soru sormaktır. Bu sayede merakları kısa sürede keskinleşir.

Yetişkinler bilinmeyen sorularla karşılaştıklarında konuyu çocuklarla tartışmak istemezler. Parlıyorlar veya yanlış bir cevap veriyorlar.

Bilmediği bir adresi soranlardan utanmamak için bildiği bir adresi tarif edenlere benzerler. “O zaman sihir anlaşılır” diyenlerin sayısı az değil.

Çünkü “Sihir şu ki, istediğin şeyin anlaşılmaz olduğunu anlayacaksın” demeye cesaret edemediler.

ANTROPOK YAŞI!

– Çizgilerinizde de vurgulanan çocukların hayallerinin ve gelecek ideallerinin bozulması hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Çocuklukta gelecek hayalleri, yaşanılan hemen her andan içeri sızar. Ancak bunun ideal olduğunu söylemek kolay değil.

Elbette yaşlandıkça, çocukluğun yekpare yaşamında kırılmalar meydana gelir. Bu ayrılıklara dayanmanın en iyi yolu mutlu bir çocukluk geçirmektir.

Çocukluğunda gerçek mutluluğun ne olduğunu öğrenen bir kişi, büyüdüğünde talihsizliklere dayanma gücüne sahiptir. Çocukluğun deneyimsizliği, her şeyin değişebileceği fikrini oluşturur.

Bu bakış açısına, insanın doğa üzerindeki olumsuz etkilerinin zirveye ulaştığı Antroposen çağı olarak bilinen günümüzde ihtiyaç duyulmaktadır.

Doğayı ortadan kaldırırken kendi varoluş koşullarını ortadan kaldıran bir insanın, kendi deneyimlerine eleştirel bakabilmesi ve hatta her şeye yeniden başlamaya cesaret edebilmesi için bu çocuksu deneyimsizliğe ihtiyacı vardır.

– Yetişkinlerin hırslarının ve rekabet duygularının çocuklarda ve gençlerde erken içselleştirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında bunlar öğretilen şeyler. Erken bir gecikme, asla içselleştirilmemesi gereken duygular yoktur. Rekabete ve hırsa dayalı eğitim, aslında gerçek sonuçlara ulaşmanın önündeki en büyük engeldir.

Eğitimin bireyin yaratıcılığından, dayanışma ve işbirliğinden beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Niceliksel kriterlere dayalı öğrenciler arasındaki rekabetçi karşılaştırmaların nicelik için eğitimi zehirlediği açıktır.

Daha da ileri gidersek, nitelik, talihsizlik ve eşitsizlikten çok nicelikten beslenen “giderek daha fazla”nın koşullanması üzerine kurulu dünya sistemini yaratır ve ekosistemi yok eder.

‘YENİ ÇOCUKLARIMIN ROMANI BİTİYOR’

– Türkiye’nin 2022 Hans Christian Andersen Ödülü adayısınız. Bu konudaki duygularınızı paylaşabilir misiniz?

Benim için en büyük ödül, kitaplarımın çocuklar tarafından sevilmesi ve okunmasıdır. Ödül kazanmak kolaydır ama çocuklara sevgiyi kazanmak çok zordur.

– Sıradaki projelerinizi sorarak söyleşimizi sonlandıralım…

Yazmayı sevdiğim yeni bir çocuk romanını bitiriyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu