Ekonomi

Para politikası nasıl yapılır, nasıl yapılmaz?

Euro

Getty Resimleri

Para politikasında temel ilkeler vardır:

  1. Belirlenen hedeflere uygun olmalıdır. Bu hedeflere ulaşmak için ne tür bir yol haritasının izlenmesi gerektiği ve hangi kriterlerin dikkate alınacağı açıklanmalıdır.
  2. Açıklanan politikaya güvenilmeli ve merkez bankasının kabiliyeti sorgulanmamalıdır. Merkez bankasına güvenilirse ve belirlediği hedefe ulaşılacağına inanırsa, enflasyon beklentileri sabitlenir.
  3. İletişim şeffaf olmalıdır. Merkez bankası neyi neden yaptığını net bir şekilde anlatabilmeli ve piyasaları ikna edebilmelidir.

Merkez bankasının bu ilkelere göre hareket etmesi durumunda, piyasalar karar açıklanmadan önce merkez bankasının kararının yönünü tahmin edecek ve bu doğrultuda fiyatlamaya başlayacaktır. Açıklanan karar bunun bir teyididir. Gereksiz oynaklık olmadan ve faiz oranlarına çok fazla müdahale edilmeden fiyat istikrarı sağlanır.

Bu hafta önce Fed, ardından TCMB kararı geldi. Kuşkusuz her ülkenin koşulları para politikası uygulamalarında nüansları gerektirebilir. Ancak temel ilkelere uyulmalıdır.

Merkez bankaları, ekonominin koşullarını değerlendirirken ve hedeflere ulaşmak için hangi önlemlerin alınması gerektiğine karar verirken hata yapabilir. Ancak bunlar daha anlaşılır ve affedilebilir hatalardır. Daha büyük hatalar, yukarıda bahsettiğim temel ilkelerin ihlalidir. Bu tür hatalar, güven kaybı, aşırı piyasa oynaklığı, büyük faiz oranı değişiklikleri, krizler ve iş kayıpları ile ödenir.

Şimdi iki merkez bankasının bu hafta alacağı kararları bu çerçevede değerlendirelim.

ABD Merkez Bankası’nın Kararı

Mayıs 2013’te tahvil alım programının sona ereceğini açıklayan Fed, daha sonra “tapered tantrum” olarak adlandırılan iletişim kazasını yaşadı. Mesajın orta vadeli bir yol haritası olduğunun anlaşılamaması piyasalarda panik yarattı ve prensipte kırılmanın maliyeti yüksek oldu.

Pandemi döneminde geçmişteki hatasından ders çıkaran bir Fed ile karşılaştık. Temmuz ayından bu yana tahvil alımlarını azaltmak yerine piyasaları hazırlayan Fed, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, piyasalarda sekiz yıl önce patlak veren fırtınaya dair herhangi bir emare yokken artık zamanın çok yakın olduğunu söyledi.

Fed’in kademeli olarak para musluklarını kapatacağı haberi, alışılmış ve piyasa dostu mesajlarla desteklenerek aşırı oynaklık yaratmadan kabul edildi.

Fed, “daraltma” kararının yanı sıra, yükselen enflasyona rağmen faiz oranlarını yükseltmek için neden acele etmediğini piyasalara açıklamak zorunda kaldı. Bunu net bir şekilde açıkladılar. 2021 yılı enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi.

Bu, enflasyonun talep odaklı değil arz odaklı olduğu anlamına gelir. Salgının etkilerinin geçici olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle faizlerde hızlı bir artışa gitmek ve ekonomiyi boğmak istemiyoruz.

Fed’in makro resmi tutarlı ve piyasalar tarafından satın alındı. Enflasyon beklentileri büyük ölçüde %2 hedefine çıpalanmış durumda. Hatta dünkü karardan sonra biraz azaldı. Fed’in elini rahatlatan bu güvendir. Çünkü Fed’i eleştirenlerin sıklıkla söylediği gibi, merkez bankasına olan güven ortadan kalktığında ve beklentiler harekete geçtiğinde fiyat istikrarını sağlamak için acı bir reçete gerekiyor.

Bu, stagflasyonla sonuçlanabilecek bir korku tünelinin kapısını açabilir.

TCMB kararı

TCMB

Getty Resimleri

Sözün bu noktasında, içeri girelim. Dün TCMB bir karar açıkladı. Ancak Merkez Bankası’nın kararında Fed’in aksine herhangi bir öngörü izi yoktu. Geçmişteki hatalardan ders alındığına dair hiçbir işaret yoktu.

Kararın öngörülemez olmasının nedeni iletişim eksikliği değildi. Birkaç hafta önce Cumhurbaşkanı Kavcıoğlu, TCMB’nin odak noktasının çekirdek enflasyona kayacağını ve aynı zamanda faiz indirimi beklentisi yaratacağını belirtmişti. Ancak enflasyonun yüzde 20 olduğu, dış borcun yüksek olduğu, döviz rezervinin negatif olduğu ve Fed’in önceki gün sıkı para politikası izlediği bir ortamda faiz indirimine yer yoktu.

Bu nedenle tüm siyasi baskılara rağmen faiz indirimi mümkün olmadı.

Makroekonomik koşulları bizden çok daha elverişli ve enflasyon açısından çok daha elverişli durumda olan ülkeler bile Fed’in kararını daha sert bir para politikasıyla karşılarken, TCMB’nin faiz indirimi yabancı basında sürprizle karşılandı.

Dün alınan karar, TCMB’nin hedeflerine uygun olmadığı gibi, iletişimde de etkin olmadığı gibi piyasalara güven verecek bir karar da vermedi. Bu şekilde para politikasının üç temel ilkesini de ihlal eden ve Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını test eden bir karar olarak tarihe geçti.

TCMB’nin görevi, üzerindeki baskılara karşılık hükümeti bu kararın yanlış olduğuna ikna etmekti.

Faiz indiriminin piyasa dengesini bozacağı, bırakın piyasa faizlerini daha fazla artıracağı, hem döviz kuru hem de faiz baskıları ile ekonomiyi daha da sıkılaştıracağı, enflasyonu tamamen rayından çıkaracağı hükümete söylenmeliydi. yoksullukta büyük bir artış yaratır ve büyük bir döviz kuru şokunun önünü açar.

Bu olmadı. Bunun yerine çok riskli ve yanlış bir kararla faiz oranları düşürüldü.

Sonra ne olur?

TCMB kararının ardından döviz kurları ve piyasa faiz oranları yükselmeye başladı. Bu şaşırtıcı bir tepki değil. Tıpkı güvenilir bir Fed’in piyasa beklentilerini tutturması ve faiz oranlarını yükseltmeden bile beklentilerin yükselmesini engellemesi gibi, bize tam tersi oluyor.

Kredibilite ve beklentiler üzerinde hiçbir kontrolü olmayan bir merkez bankası faiz oranlarını düşürüp, “Merak etmeyin talep çok yavaşladı, ben bu yüzden faizleri indiriyorum” dediğinde kimse buna inanmıyor.

Fed için bile “enflasyon kontrolünü kaybederse stagflasyon riski doğar” uyarılarının yapıldığı bu günlerde, TCMB’nin düşük faiz oranları gelecekte stagflasyon riskini artırıyor. Döviz kurunun ve enflasyonun kontrolden çıkacağı korkusuyla TL’ye talep düşüyor. Bu durum döviz kurlarında ve faiz oranlarında bir sıçrama yaratmaktadır.

TCMB’nin uzun süredir siyasi baskı altında hareket ettiğini gözlemlemiyoruz. TCMB başkanlarının görev süreleri kısalacak olsa da baskı altında alınan yanlış kararların boyutları artacaktır.

TCMB, dün tedirgin bir şekilde başladığı faiz indirim döngüsünü kırılma noktasına gelene kadar sürdürmeye çalışacak. Ama öncekinden farklı olarak bu sefer patlama noktasına çok daha hızlı ulaşılacağından endişeliyim.

Yine geçmişin aksine, faiz oranlarındaki düşüşün çok kırılgan bir noktada olan ekonomimizde geçici bir genişleme bile yaratmayacağını, tam tersine döviz kurlarının ve enflasyonun yükselmesiyle büyümenin azalacağına inanıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu